MEDYAGUNDEM.COM- Yeni Şafak yazarı Salih Tuna bugünkü yazısıyla Ekrem Dumanlı isimli paralel ihanet çetesi militanının maskesini indirdi. Dumanlı’yı tokat manyağı yaptı. Paralel tetikçinin yaptığı zulümlerden ahirette nasıl hesap vereceğini sordu.

Ama en önemlisi yazısına girişte CIA ajanı Graham Fuller’dan Gülen örgütüne verilen icazetten söz etti. Buna göre Fuller Gülen örgütüne ABD ve İsrail’i eleştirme cevazı verdi. Paralel medyanın yoğun eleştiriler üzerine İsrail konusunda sn dönemde yayınladığı haberler de bu tezi doğruluyor.

İşte Tuna’nın yazısı:

FULLER’DAN GÜLEN ÖRGÜTÜNE İCAZET

Graham E. Fuller geçenlerde BCC Türkçe’nin bir sorusuna verdiği cevapta, ‘Ben şahsen, Gülen’in ABD ve İsrail politikalarını eleştirmekten kaçınmasının hata olduğunu düşünüyorum…’ demişti.

Kim mi Graham E. Fuller?

CIA’nın eski haber alma konseyi başkan yardımcısı.

Dahası, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı kurucusu ve eski başkanı Latif Erdoğan’ın iddiasına göre, Gülen’i ABD’ye götüren ajan…

Fuller’in söylediği gayet açık; nasıl desem, tabiri caize, ‘kelam-ı icazet.’

Yani…

‘Kalabalıklarda düşmanımsın sen benim / tenhalarda sen benimsin ben senin…’ muhabbeti.

Yani…

‘Hadi rahat olun, gevşeyin; yanlış anlamamız mümkün değil sizi; itibarınız için arada bir de olsa film icabı eleştirin bizi’ demeye getiriyor.

Haliyle…

DUMANLI’NIN SENARYOSU

Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın geçen günkü ‘Ey zalim!’ başlıklı yazısını görünce, ‘aha başladılar’ dedim.

Çünkü…

Filistinli çocukların göğüslerini parçalayan İsrail mezalimini yerden yerde vurduğunu sandım.

Yanılmışım ki ne kadar!

Dinli – dinsiz vicdan sahibi herkesin ‘zalim’ diyerek mahkûm ettiği ‘İsrail terör devleti’ yerine, mahut zulme bütün bir yeryüzünde en sert tepkiyi gösteren Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Başbakan Erdoğan’ı hedefe koymuş.

Peki Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı hangi ara zalim oldu?

Ekrem Dumanlı’nın 27 Nisan 2007 e-muhtıra dönemini anlatmaya çalıştığı bir ‘senaryoyu’ okumuştum. (Senaryo tekniği bakımından müsamere düzeyinde, lakin mevzumuz o değil.) Erdoğan’ın demokratlığını bu senaryoda öyle öve öve bitiremiyor ki, bir gecede ‘darbesevicilerle’ aynı dili kullanarak ‘yandaş’ demeye başladıkları köşe yazarlarını toplasak bu kadar ‘güzelleme’ yapmayı başaramazlar.

DUMANLI’YI TOKAT MANYAĞI YAPAN SORULAR

Demek ki o dönemlerde ‘zalim’ falan değildi.

O halde tekrar soralım: Başbakan Erdoğan ve AK Parti Hükümeti ne zaman ‘zalim’ olmuş?

Kuddusi Okkır 2008’de cezaevinde öldüğünde veya 2009’da Türkan Saylan’ın evi arandığında mı?

Sağ görüşlü olduğu bilinen Hanefi Avcı bir kitap yazdı diye yasa dışı komünist bir örgüte üye olmaktan 2010’da içeri tıkıldığında mı yoksa?

‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ kitabının müellifi Nedim Şener ve Ahmet Şık 2011’de tutuklandığında mı? (Ki, Ahmet Şık o vakitler henüz piyasaya çıkmamış kitabı yüzünden tutuklanmıştı.)

İyi de, Ekrem Dumanlı ve mensubu olduğu medyanın alayı bütün bu ‘uygulamaları’ yere göğe sığdıramamıştı.

Hatta bu ‘uygulamaların’ zulüm olduğunu dercettiğim için, ‘Burada olan, kara propaganda seylâplarına kapılarak sağa sola savrulan bazı iyi niyetli insanlara oluyor…’ demişti.

Özel Yetkili Mahkemelerin astığı astık kestiği kestik dönemde, mesela, KCK’lı belediye başkanlarının ‘toplama kamplarını’ çağrıştıracak şekilde kelepçelenip hapishanelere doldurulduğunda Türkiye özgürlükler ülkesiydi, Türkiye’yi yönetenler de en büyük demokratlardı, sonra zalim oldular öyle mi?

LAN DEĞİŞİK! 

Ah Ekrem Bey!

29 Aralık 2008’de, ‘Seçim stratejisi belli olmuştur gelin deşifre edelim’ başlıklı yazında ‘yolsuzluk’ haberleriyle kamuoyu oluşturulmaya çalışılacağını, seçim döneminde ‘yolsuzluk’ haberleri çıkarmanın da düpedüz ‘operasyon’ olduğunu açık seçik bir şekilde yazdığın halde nasıl oldu da 17 Aralık’taki ‘yolsuzluk’ kamuflajlı yargı darbe teşebbüsünde canhıraş bir gayretle savunmaya koyuldun?

Bu nasıl bir değişikliktir?

Bir yandan matine-suare ‘yolsuzluk’ üzerinden AK Parti’ye yüklenirken bir yandan da ‘yolsuzluk’ iddiasıyla partisinden ihraç edilen Sarıgül’ü desteklemek ne menem bir ‘değişikliğin’ tezahürüdür?

Dünkü yazında, ‘ey mazlum’ diyerek ‘Aslan Asker Şvayk’ muamelesi çektiğin muhteremlere bu garabetin izahını da yapacak mısın?

Ayrıca, ‘mazlum’ dediklerinin içinde, ‘zalim’ dediğin Başbakana, her gün en az senin kadar hakaret eden bir de savcı var.

O kadar ‘mazlum’ ki, Nedim Şener’e, ‘eşin niye kalp ameliyatı oldu, kendinizi acındırmak mı istiyorsunuz’ diye soracak kadar!

Bir başka ‘mazlum’ da, Türkiye’yi dışarıya terörü destekleyen ülke olarak jurnallemek için her tezvirata yer veren gazetenin genel yayın yönetmeni değil mi?

Başbakan’a merhume annesinin üzerinden hakaret etmişti hani.

Bu nasıl ‘zalim’ Başbakan birader, her gün ağız dolusu hakaret edip aşağılıyorsunuz.

Lafın düzünü edelim:

BU ZULMÜNÜN VEBALİNİ AHİRETTE NASIL ÖDEYECEĞİNİ HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?

Sayın Erdoğan ne Genelkurmay Başkanının silahlı terör örgütü kurmak suçundan Özel Yetkili Mahkemeler tarafından tutuklandığı ne de Kuddusi Okkırların cezaevinde öldüğü dönemde ‘zalim’ ilan edildi.

Hülasa edecek olursak, ‘Barış sürecini’ başlattığı, Kürt-Türk çatışmasını durdurduğu günden beri ‘otoriter’ veya ‘zalim’ ilan edildi.

İşin tuhaf tarafı, aynı tarihten itibaren, Abromowitz, Edelman ve Misztal gibi ünlü Siyonistler başta olmak üzere ‘ırkçı Siyonist network’ de Erdoğan’a ‘otoriter – diktatör’ propagandasına başladı.

Bu hakikati gizlemekle ‘mazlum’ dediğin insanlara nasıl bir zülüm yaptığını (ve bunun vebalini ahirette nasıl ödeyeceğini) hiç düşündün mü Ekrem Bey?

TUNA’NIN YAZISI İÇİN TIKLAYIN