Anasayfa / GENEL / Fetullah Gülen’in gerçek yüzü o kitapta!
gulen-kucuk

Fetullah Gülen’in gerçek yüzü o kitapta!

Sabah gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Fetullah Gülen’in  nasıl beyinleri yıkayarak bugünlere geldiğini yazdı. Yazısında da piyasadan bizzat Gülen tarafından toplatılan ve Gülen’i anlatan “Küçük Dünyam” kitabından örnekler verdi.  Gülen’in hurafelerle insanları nasıl kandırdığı daha bir netleşti. İşte Gülen’in sapık ve hurafe dolu dünyası:


Rasim Ozan Kütahyalı’nın yazısı şöyle:

gulen-israil

GÜLEN FANATİK KADROYU NASIL YARATTI?

Dün Fetullah Gülen’in polis teşkilatını ele geçirme stratejisinin ilk kez resmen deşifre edildiği 1991’e döndük ve o dönem ortaya çıkanları yazdık. Bugün artık toplumun nerdeyse tamamı Gülen’in antidemokratik yollarla devlet iktidarını ele geçirmeye çalıştığını kabul ediyor. Öyle ki bir dönem paralel devlet normal meşru devletten bile güçlü hale gelmişti. Şimdiyse çok şükür hukuk içinde bir mücadeleyle bu şebeke devletten temizleniyor. Peki Gülen nasıl yöntemlerle bu kadar müridinin beynini yıkayarak ne emretse yapmaya hazır bir fanatik kadro yaratabilmişti?

GÜLEN’İN MİLİTAN TABANI AYNEN DURUYOR

Gülen örgütü sempatizan tabanını büyük ölçüde kaybetti ama militan tabanı olan adanmış grup aynen duruyor. Gülen’i Mehdi ve insan-üstü varlık olarak gören militan kadroların beynini nasıl yıkadı Gülen? Bunun izlerini en net görebileceğimiz eserlerden biri Gülen tarafından piyasadan toplatılan Küçük Dünyam isimli kitaptır. Bana göre millet menfaatleri için her vatansever yayınevi korkmadan bu kitabın birinci baskısının tıpkıbasımını basmalıdır. Bu kitabı hazırlayan Latif Erdoğan bugün Türkiye’nin yanında taraf olmuş ve Gülen gerçeğini anlamış bir kişi. Latif Bey bu kitabı basanlara asla dava açmaz. Dolayısıyla bu kitabı basanların hukuki sorumluluğu da yoktur. Bu kitap yeniden basılsın ki millet şu gerçekleri öğrensin. Bakın Gülen ne laflarla militanlarının beynini yıkıyor:

KAZLARIMIZI DÖVENİN TARLASINA DOLU YAĞDI

Küçük Dünyam, Sayfa: 43
“Çocukluğumda kazlarımız vardı. Ben onları çok severdim. Bir gün bu kazlar, Necip Ağa adındaki çok muhterem, abit, zahit komşumuzun tarlasına girmişler. O da kızmış, kazları bir güzel dövmüş. Baktık bizim kazlar kan revan içinde. Kiminin ayağı kırılmış, kiminin gözü çıkmış. Onları öyle görünce içim sızladı, çok rikkatime dokundu. Fakat ne ben ne de evimizden bir başkası tek kelime söylemedi. Çok geçmedi. Havada bir bulut belirdi. Necip Ağa’nın tarlasına öyle bir dolu yağdı ki, bahçede ne var ne yok hepsini aldı götürdü. O da, biz de hayret içinde kaldık. Çünkü köyde başka hiçbir yere dolu yağmamıştı…”

SİNEKLER SADECE BENİ ISIRMADI

Sayfa: 137
“O sıralarda Kâbe ve çevresinin temizliğine bugünkü kadar dikkat edilmiyordu. Harem’in duvarlarına dahi idrar yapan oluyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Bilhassa geceleri, sinekler ciddi şekilde çoğalıyor ve rahatsız edecek oranda insanlara saldırıyorlardı. Ben on beş gün kadar Harem’den hiç ayrılmamıştım. Buna rağmen herkesi ısıran sinekler bir kere dahi olsun beni ısırmadı…”

Sayfa: 9
“…Cihan Harbi’nden evvel çok şiddetli bir zelzele olmuştu. Köyde (Pasinler, Korucuk köyü) yıkılmadık bina kalmamıştı. Herkes harman yerinde yatıyor, evlerine gidemiyordu. Halbuki kış bastırmış ve kar da yağmıştı. Bir gün ben de harmana gidiyordum. Karşıma Mehmet Efendi çıktı. Bana ‘Şamil Ağa! (Hocaefendinin dedesi) Nereye gidiyorsun?’ diye sordu. ‘Harmana’ diye cevap verdim. ‘Git evine yat! Bir tek taş dahi düşerse getir onu benim kafama çal’ dedi. ‘Hoca niye?’ dedim. Bana şunları söyledi: Bu gece köye Fahri Kâinat Efendimiz geldi. Arkasında Raşid halifeler vardı. Hz. Ali’nin elinde ise birçok kazık bulunuyordu. Ben hemen koştum ve yanına vardım. Efendimiz bana dönerek:
– Molla Muhammed! Bu köy senin mi? diye sordu. Ben de ‘Evet ya Resulallah! Benimdir’ dedim. Bunun üzerine Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ali’ye döndü ve ‘Ya Ali! Bu köye de bir kazık çak, bir daha bu köy de sallanmasın!’ dedi. O da elindeki kazıklardan birini ovaya çaktı. Dedem Şamil Ağa, bu hadiseyi çok defa anlatmıştı. Her defasında da ‘İşte manaya açık, ruh insanı bir tek şahıs var. O da Mehmet Efendi’dir’ derdi.”
***

Gülen’in kendince kurduğu hurafeler dünyasının örnekleri çok sayıda var bu kitapta. İşte bu akıl-dışı hurafelere inanan o militan kadro Türkiye için büyük bir tehdit teşkil etmeye devam ediyor.

MEDYAGUNDEM

feto2

Teröristbaşının şifresi çözüldü

Teröristbaşı Gülen’in 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde Amerikan gazetesine verdiği röportajında kullanılan fotoğrafın şifreleri çözüldü. …

darbe

Allah’a değil Feto’ya tapan sapıklar!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otele, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi saldırı düzenleyen 1’i …

feto

Teröristbaşının son oyunu!

Teröristbaşı Fetullah Gülen, dün bir Mısır gazetesine “darbeyi Atatürkçü ve laik subaylar yaptı, bizim ilgimiz yok” …

3 Yorumlar

  1. CEMAAT VE YAŞADIĞIM ANILAR

    -Ben,yaklaşık 7 sene cemaat evlerinde ve yurtlarında kaldım.Bize,kaldığımız evlerin Peygamber Efendimız S.A.V tarafından ziyaret edildığini,bunun için temiz olması gerektiğini söylerlerdi.Bu evlerin ışık evleri olarak Kuran’da geçtiğini söylüyorlardı.Bize:”eğer cemaatten ayrılırsanız iki yakanız bir araya gelmez”diyorlardı.
    -Zaman gazetesinin trajının artması için istisnasız her sene öğrencilerin belli sayıda gazete alma zorunluluğu ve abone bulma zorunluluğu vardı.Zaman gazetesinin gerçek trajı,20 bin bayi satişidır.Gerisi sadece göz boyamak için oluşturulan trajdır.Bir eve 5 gazete geliyor,Bir dershaneye 100 yakın gazete geliyor.Bir öğretmen en az 3 gazeteye abone olmak zorunda.Kısace herkez bir kaç tane zaman gazetesi almak zorunda.
    Ayrıca,sızıntı dergisini de alma zorunluluğu var.
    -Ekrem Dumanlı her sene Zaman Gazetesı trajı için konferans düzenlerdi.O dönemlerde bize Ankara’da büyük hareketlenmelerin olduğunu ancak içimizin rahat olması gerektiği,cemaatın bilgi ve belge bakımından çok güçlü olduğunu söylemişti.
    – ”Hoca zaman gazetesinin trajının artacağını rüyasında gördü”diyerek öğrencileri kapı kapı abone bulmaya zorluyorlardı.Zaman gazetesinin trajının şişirme olduğunu onlarda çok iyi biliyordu.
    Genelde çoğu işler ”rüya”yoluyla yürüyordu.Bir iş mi yapılacak önce ”rüya”devreye giriyor
    -Gülen’in kitaplarını okuduğunuzda çok farklı bölümler var.Kendisini dünya malını eliyle itmiş Allah dostu olarak görüyor.Kitaplarının hemen hemen tamamında insanları zayıf noktasından vuruyor.İnanın,kitapları okuduğunuz zaman duygulanabiliyorsunuz,bu derece acitasyon yapabiliyorlar.
    -En önemli vaaz ve sohbetlerde evini arsasını cemaate bağişlayanlardan bahsederlerdi.
    -Cemaat içinde yükselmeye başladığım dönemlerde bana:”Sen çok sorguluyorsun cemaate sorgulama olmaz her emre uyup abilere itaat etmek zorundasın diyorlardı”.
    -O donemlerde bize,hocaefendinin bir gün sohbet etmek için bir eve geldiğini orada hiç konuşmadan evi terkettiğini,yani sohbete istıhbarat ajanlarının olduğunu hissiyat duygusuyla anladığını soylemişlerdi.Şimdi anlıyoruz ki,adamları tarafından orada istihbaratçi olduğu bilgisi gelmiş.Bize ise işte hocanın metafizik dünyayla bağlantılı olduğunu oradan bilgi geldiğini söylüyorlardı
    -Cemat gerçekten beyin yıkıyor,siz sadece ölümü düşünüyorsunuz.Ahireti kazanma derdine düşüyorsunuz.Bu sayede size istedikleri şeyleri yaptırabiliyorlar.
    Şunu yüreğimi elime alarak söylüyorum beyin yıkama konusunda kitapları çok etkili.Ben bile onca zaman olmasına rağmen daha tam olarak kendime gelmiş değilim.Devamlı ölümü düşünür hale geldik.Dünyadan hiç bir beklentimiz yoktu şükür ki şimdi biraz daha iyiyiz.
    -Burada görevli arkadaşların çoğunu ailesinden kopardılar,bellirli bir kısmını yurt dişina yolladılar.Özellikle aileyle bağı kesmeye çalışıyorlar ki bizden başka kimseye itaat etmesin diye.
    -Esnaftan toplanan paralarla abilerin maaşları ödenirdi.Esnafıda hocanın ağlama videolarıyla kandırıp esnaftan çoluğunun çocuğunun rızkını alıyorlardı.
    -Sorumlu abiler bütün liselerle,ortaöğrenimdeki öğrencilerle irtibat halinde.Okullarda okuyan tüm öğrencilerin bilgisi,eğilimleri bunlarda var.Defterlerinde bu konularla ilgili not tutuyorlar.
    Cemaatin en büyük insan kaynakları dershaneler,okullar,test merkezleri,kitap okuma salonları,vb yerlerdir.Buralarda öğrenciye yemek yedirerek,cocuklara oyun oynatarak ağına düşürüyorlar.
    Bu yapının evinde ya da dershanelerinde kalıyorsanız”ev ziyareti”diye bir kavramları var.Ev ziyaretinde biz zannediyoruz ki ailemizle tanışmak istiyorlar.Gerçekte ise öğrencinin anne babasının egilimlerini öğrenip bunları fişliyorlar.
    -Okul döneminde cemaat evlerinde kaldığımız zamanlar da”Hiç bir şey olamıyorsanız,sizi polis yaparız” diyorlardı.Tanıdığım,bildiğim itaatçi saf tipleri polis ve komiser yaptıklarını yakınen biliyorum.Bize gelip polis olmak isteyen arkadaşınız var mı diye soruyorlardı.Ben inanıyorum ki polis teşkilatının %90 cemaatin elinde.Araştırılırsa belki daha fazla da çıkabilir.
    -Asker çocuklarına da özel ilgi gösteriyorlardı,İsimleri gizli tutularak cemaatte kalıyorlardı
    -O dönemlerde evlerde kalıp namaz kılan kim varsa polis yapıyorlardı.Kürt kardeşlerimize canımız feda,ancak pkk eğilimli kişileri polis yaptılar.Doğu’ya yolladılar.Biz pkk eğilimli öğrencilerin polis yapılmasının ileride devlete büyük zarar vereceğini bir çok abiye söylememize rağmen bizi dikkate almadılar.Şu anda özellikle polis teşkilatında ve diğer kurumlarda pkk eğilimli militanlar var.
    -Devletimizden ve Syn Cumhurbaşkanımız RECEP TAYYİP ERDOĞAN’dan ricam,cemaatteki pırıl pırıl çocukların bu yapının elinden kurtarılması.Çünkü beyinlerini yıkıyorlar.Ölümden başka bir şey düşünemez hale getirip kendi emelleri doğrultusunda kullanıyorlar.Ya T.C Devleti’nin kadroları bu yapıdan temızlenecek ya da bu yapı devleti ele geçirecek.Tehlike henüz bitmiş değil..
    Böyle daha binlerce anlatılabilecek anekdot var,yazmaya kalksanız kitap yazmak zorunda kalırsınız..

    • güzel yazı.en azından devrelerinden asker polis vs konumu iyi olan birileriyle hala görüştüklerin vardır.isimlerini yaz gönder vatana millete esaslı bir hizmetin olsun.

  2. Yaşanan bütün sıkıntılar Recep Peker’ci kemalistlerin kurduğu rejimin yürüttüğü yıkım projesinin artçı sarsıntılarıdır.

    İslam dinini bu coğrafyadan söküp atmayı başaramadılar ama; medreseleri kapattıkları için uzun zaman yeteri kadar gerçek ve sağlam din alimi yetişmediğinden, meydanı pensilvanya tipi şarlatanlar doldurdu. Münafıklıklarının gereği uzunca bir zaman gerçek yüzlerini gizledikleri için bir kısım cahil halk bu şarlatanları alim ya da velî zannetti. (Koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi dendiği gibi)

    Haliyle yetiştirdikleri şakirtlerin de benzer özellikte olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ön teker nereye giderse arka teker de oraya gider.

    Dine hizmet kisvesi altında yürüttükleri sinsi projenin asıl hedefi, siyonistlere hizmet etmek; bu arada milleti de kendilerine hizmet ettirmekmiş. Önce üstün zekâlı gençlere kancayı takarak haşhaşi yapıp devletin kilit pozisyonlarına yerleştirdiler. Ardından daha düşük vasıflı sünepe şakirtleri de “reçineye kaba dolgu yapar gibi” ele gecirebildikleri diğer kadrolara doldurdular. Bunların ekseriyetinde işgal ettikleri konumun gerektirdiği evsaf ve kapasite yok. Yani “Emaneti ehline verin” Emr-i şerifi ayaklar altına alınmış durumda. Üstelik bu haşerat takımı alkollü içkilerin şişede durduğu gibi damarda durmamamasına kinayen, oturdukları koltukta sohbet halkasindaki munis, silik, sünepe hallerine inat, şeytana pabucunu ters giydiriyorlar.

    Sözün kısası bu Pensilvanya şarlatanı, koskoca bir nesli elimizden çaldı. Umutlarımızı söndürdü. İstikbalimizi kararttı. Onun yüzünden hedeflerimizin otuz- kırk yıl gerisindeyiz.

    Neyse ki Cumhurbaşkanımız bunları tam zamanında enseledi de Suriye ve Mısır benzeri bir rejimle yönetilmekten kılpayı kurtulduk.

    Bu hocaefendi kılıklı şarlatanlar olmasaydı çoktan “ittihad-ı islam”ı tesis edip süper güç olabilirdik. Ama herşeye rağmen ümidimizi kaybetmedik. Lâkin işimiz kolay değil ve daha fazla çaba sarfetmemiz gerekiyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir